|
XSENTOS'TAN
BİR MAĞARA YAZISI
Gürültünün patırtının ortasında sükunetle dolaş;
sessizliğin içinde huzur
bulunduğunu unutma.
Başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe,
herkesle dost olmaya çalış.
Sana bir kötülük yapıldığında,
verebileceğin en iyi karşılık,
unutmak olsun.
Bağışla ve unut.
Ama kimseye teslim olma.
Seveceğin bir iş seçersen,
hayatın boyunca bir an bile
çalışmış sayılmaz ve yorulmazsın.
İşini öyle seveceksin ki,
başarıların bedenini ve yüreğini
güçlendirirken,
verdiklerinle de yepyeni hayatlar
başlatmış olacaksın.
Aşka burun kıvırma sakın.
O çöl ortasındaki yemyeşil bir
bahçedir.
O bahçeye layık bir bahçıvan olmak
için,
her bitkinin sürekli bakıma
ihtiyacı olduğunu unutma.
Kaybetmeyi, ahlaksızca bir kazanca tercih et.
Bazı idealler o kadar değerlidir
ki,
o yolda mağlup olman bile zafer
sayılır.
Görmeye çalış ki bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen,
dünya yine de insanoğlunun yegane
mekanıdır.
EĞER BİR ÇOCUK
Eğer
bir çocuk;
Sürekli eleştirilmişse
Kınamayı, ayıplamayı,
Kin ortamında büyümüşse
Kavga etmeyi,
Alay edilip aşağılanmışsa
Sıkılıp utanmayı,
Devamlı utandırılarak terbiye edilmişse
Kendini suçlamayı öğrenir.
Eğer bir çocuk;
Hoşgörü ile yetiştirilmişse
Sabırlı olmayı,
Desteklenip yüreklendirilmişse
Kendine güven duymayı,
Övülmüş ve beğenilmişse
Takdir etmeyi,
Hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse,
İnançlı olmayı
Kabul ve onay görmüşse
Kendini sevmeyi,
Aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse,
BU DÜNYADA MUTLU OLMAYI ÖĞRENİR.
Dorothy
Nolte
ÇOCUKTAN ANNESİNE
Lütfen Alkollü Araba Kullanmayın
Dün
bir partiye gittim anne, bana öğütlediklerin aklımdaydı,
"İçki içme yavrum" demiştin,
yalnızca soda içtim anne.
Dediğini yaptığım için içim
gururla doluydu,
Diğerlerine benzemedim ve İÇKİLİ
ARABA KULLANMADIM.
Ben doğru olanı yaptım anne, tıpkı
senin dediğin gibi...
Şimdi parti sona eriyor anne ve
herkes içkili
Arabayı kullanmaya başladım anne, tam yola çıkacaktım,
Diğer araba beni görmedi anne,
bana bir eşyaymışım gibi çarptı.
Kaldırımda uzanmış yatarken
yaralı,
Polisin "Bu çocuk sarhoş" dedigini
duydum anne
Bana çarpan sarhoşsa onun hatasını
ben mi ödeyeceğim anne?
Burada ölüyorum anne, hayatım bir
balon gibi sönecek mi?
Etraf kan dolu anne, benim kanımla.
Hissediyorum, birazdan öleceğim.
Sana son bir şey söylemek
istiyorum anne,
Yemin ederim hiç içmedim,
İçen ben değil, onlardı anne......
Galiba bana çarpanla aynı partideydik,
Tek fark; o sadece sarhoş, bense
ölüyorum anne.
İnsanlar neden içer anne?
Şimdi keskin bir acı duyuyorum,
tıpkı bıçak gibi.
Bana çarpan çocuk yürüyor,
görüyorum. Bu haksızlık!
Kardeşime söyle ağlamasın anne,
babama söyle cesur olsun.
Mezarımın başına "babasının kızı"
diye yazmayı unutmasın.
Birileri ona içkili araba kullanmamasını söylemeli anne.
Nefesim tükeniyor, gittikçe
halsizleşiyorum.
Ne olur ağlama arkamdan.
Son bir sorum var anne elveda demeden önce,
SUÇLU BEN OLMADIĞIM HALDE ÖLEN NEDEN BENİM...
GERÇEK FAKİRLİK
Günlerden bir gün zengin bir baba ailesi ve oğlunu köye götürdü.
Bu yolculuğun tek amacı vardı;
insanlarin ne kadar fakir
olabileceklerini oğluna göstermek.
Çok fakir bir ailenin çiftliğinde bir gece ve gün geçirdiler.
Yolculuktan döndüklerinde baba oğluna sordu;
"İnsanlarin ne kadar fakir
olabildiklerini gördün mü?"
"Evet!"
"Ne öğrendin peki?"
Oğlu yanıt verdi;
"Şunu gördüm:
Bizim evde bir köpeğimiz var,
onlarınsa dört.
Bizim bahçenin ortasına kadar uzanan bir havuzumuz var,
onlarınsa sonu olmayan bir
dereleri.
Bizim bahçemizde ithal lambalar var,
onlarınsa yıldızları.
Bizim görüş alanımız ön avluya kadar,
onlarsa bütün bir ufku
görüyorlar."
Oğlu sözünü bitirdiğinde babası söyleyecek bir şey bulamadı.
Oğlu ekledi;
"Teşekkürler, baba.
Ne kadar fakir olduğumuzu
gösterdiğin için!''
YAŞAM ÖĞÜTLERİ
1.
Büyük aşklar ve büyük kazanımların büyük risk taşıdığını hesaba katın.
2. Kaybettiğinizde, aldığınız dersi de kaybetmeyin.
3. Üç 'S'yi hep uygulayın:
Saygı, kendiniz için
Saygı, başkaları için ve
Sorumluluk, tüm davranışlarınız
için,
4. İstediğinizi alamamanızın bazen ne kadar büyük bir şans
olduğunu hatırlayın.
5. Kuralları iyi öğrenin ki, onları düzgün şekilde ihlal
etmeyi bilesiniz.
6. Küçük bir aksaklığın, büyük bir arkadaşlığı yaralamasına
izin vermeyin.
7. Hata yaptığınızı anladığınız zaman, düzeltmek için derhal
gerekli adımları atın.
8. Biraz yalnız zaman harcayın.
9. Kollarınızı değişime açın, ama değerlerinizin kaybolup
gitmesine izin vermeyin.
10. Sessizliğin bazen en iyi yanıt olduğunu hatırlayın.
11. İyi ve şerefli bir hayat yaşayın. Yaşlandığınızda ve
dönüp geçmişinize baktığınızda, ikinci kez keyif alın.
12. Sevgi dolu bir ev hayatınızın temelidir. Sakin, düzenli
bir ev yaratmak için elinizden gelen herşeyi yapın.
13. Sevdiklerinizle anlaşmazlığa düştüğünüzde, sadece mevcut
durumla ilgilenin. Geçmişi getirmeyin.
14. Bilginizi paylaşın. Bu ölümsüzlüğe giden yoldur.
15. Dünyaya karşı nazik olun.
16. Yılda bir kez, daha önce hiç gitmediğiniz bir yere gidin.
17. En iyi ilişkinin, birbirinize karşı duyduğunuz aşkın,
birbirinize olan ihtiyaçtan daha fazla olduğu zamanı işaret ettiğini
hatırlayın.
18. Başarınızı, ona ulaşmak için nelerden vazgeçtiğinizle
yargılayın.
19. Aşka ve yemek pişirmeye, sonuçlarını hiç düşünmeden
girişin.
NE GÖRÜYORSUNUZ?
Harp
sırasında kocam New Mexiko'daki Mojave çölüne gönderilmişti. O, çölde
tatbikata katılırken yanında olabilmek için ben de çölün yolunu
tuttum.
Kendimi cehennemin kucağına atmıştım. Ortalık yanıyordu.
Küçük bir kulübede oturuyordum ve yanında olmak için tehlikeye
atılarak geldiğim kocamı unutmuş, can derdine düşmüştüm.
Etrafımdaki Meksikalılar ve yerliler, tek kelime İngilizce
bilmediğinden, kimseyle konuşamıyordum. Sıcak rüzgar, bir taraftan
bedenimi kavuruyor, diğer taraftan yediğim yemeği de, ağzımı burnumu
da kumla dolduruyordu. Canıma yetmişti.
Kağıda kaleme sarılıp babama bir mektup yazdım.
"Gelin, beni buradan alın" dedim.
"Burada yaşamaktansa hapishanede
yaşamayı tercih ederim."
Babamı beklerken cevabı geldi.
Sadece iki satır yazmıştı;
"İki adam hapishane penceresinden
dışarıya baktı.
Biri çamuru gördü, diğeri
yıldızları."
Bu iki satırı okuyunca utancımdan kıpkırmızı kesildim.
Ben hep çamuru görmüştüm.
Halbuki yıldızlar da vardı.
Derhal yerlilerle dost oldum. Kilimlerine, çanak ve
çömleklerine olan hayranlığımı belirttim. Turistlere para ile vermeye
yanaşmadıkları kıymetli eşyalarından bana hediyeler verdiler.
Kaktüsleri, vukka ve erguvan ağaçlarını inceledim.
Kır köpeklerini tanıdım.
Çöl gurubunu seyrettim.
Çöl, yüzlerce yıl önce deniz dibi
olduğundan kumun içinde deniz hayvanlarının kabuklarını aradım.
Ne değişmişti de, dün nefret ettiğim çöle bugün bağlanmıştım.
Çöl mü değişmişti?
Hayır.
O yine kavuruyordu.
Yerliler mi değişmisti?
Hayır.
Onlar, yine ingilizce
bilmiyorlardı.
Sadece ben değişmiştim.
Pencereden kafamı uzatmış ve yıldızları görmüştüm.
Thelma Thompson
POZİTİF DÜŞÜNCE
John
Ruskin, ünlü bir İngiliz sanat eleştirmenidir.
Bir gün, Ruskin'in zengin bir arkadaşıyla akşam yemeği
randevusu vardır.
Arkadaşı suratı asık bir şekilde gelir.
Anlaşıldığına göre, yemeğe gelirken arkadaşının göğüs
cebindeki dolmakalem kırılmış ve kısa bir süre önce hediye olarak
aldığı değerli bir mendilin üzerine çıkmayan Hint mürekkebi leke
yapmıştı.
Arkadaşı mendili çıkarıp Ruskin'e gösterir.
Kumaşın ortasında çok belirgin
siyah yuvarlak bir leke vardır.
Adam o kadar üzülmüştür ki, yemeğine çok az dokunabilir ve
eve aceleyle dönerken, mendili masanın üstünde unutur.
Ruskin, çıkarken mendili yanına alır.
Birkaç hafta sonra zengin arkadaşının evine bir paket teslim
edilir.
Açtığında, kendisini çok şaşırtan ve sevindiren bir şekilde
mürekkep lekeli mendilin harika bir sanat eserine döndüğünü görür.
Ruskin, biraz Hint mürekkebi almış ve yuvarlak lekeyi merkez
noktası olarak kullanıp, bütün mendili kaplayan nefis bir desen
çizmişti.
İnsanlar eğer pozitif düşünürlerse ve yaratıcı davranırlarsa,
olumsuzlukları başarıya dönüştürebilirler.
Ruskin, arkadaşının küçük üzüntü duvarına bir kapı açarak
mutluluğunu sağlamıştı.
Hem özverili davranışı ile yaşamlarını zenginleştirmiş, hem
de arkadaşının sevgisini kazanmıştı.
ZORLAR ve KOLAYLAR
Hayatta zor işler, kolay işler var,
Bunları ayıran insan olmak zor.
Bilgiçlik taslamak, konuşmak kolay,
Az ve öz konuşup susan olmak zor.
Akıl vermek kolay, iş bozmak kolay,
Bozuğu onaran insan olmak zor.
Niyet etmek kolay, başlamak kolay,
Bir işi bitiren insan olmak zor.
Almak kolay, benlik, bencillik kolay,
Alan insan değil, veren olmak zor.
Merak kolay, olay seyretmek kolay,
Bakan insan değil, gören olmak
zor.
Kazanç kolay, servet, zenginlik kolay,
Vicdanlı, namuslu patron olmak
zor.
Açları kandırmak, azdırmak kolay,
Açları doyuran insan olmak zor.
Yemin etmek kolay, söz vermek kolay,
Verdiği sözünde duran olmak zor.
Seçilmek, yükselmek, baş olmak kolay,
Sahtekar baskıyı kıran olmak zor.
Hile, yalan, riya, kalleşlik kolay,
Doğru olmak, içten insan olmak
zor.
Kan akıtmak kolay, acıtmak kolay,
Acıyan yarayı saran olmak zor.
Nefse uymak kolay, hırslanmak kolay,
Nefsini, hırsını yenen olmak zor.
Yuva kurmak, evlenmek kolay,
Yuvada huzura eren olmak zor .
Yaşam kolay, doğmak, yaşlanmak kolay,
İnsanca yaşlanmak, insan olmak
zor.
YAŞAMAK
Yaşamak fırsattır, yararlanmayı bil.
Yaşamak güzelliktir, kıymetini
bil.
Yaşamak mutluluktur, tatmayı bil.
Yaşamak rüyadır, gerçekleştirmeyi
bil.
Yaşamak meydan okunmasıdır sana,
karşı çıkmayı bil.
Yaşamak görevdir, tamamlamayı bil.
Yaşamak oyundur, oynamayı bil.
Yaşamak servettir, korumayı bil.
Yaşamak aşktır, sevgidir, keyfini
çıkarmayı bil.
Yaşamak bilmecedir, çözmeyi bil.
Yaşamak verilmiş bir sözdür,
tutmayı bil.
Yaşamak hüzündür, aşmayı bil.
Yaşamak şarkıdır, söylemeyi bil.
Yaşamak mücadeledir, kabullenmeyi
bil.
Yaşamak şanstır, kullanmayı bil.
YAŞAMAK YAŞAMAKTIR, UĞRUNA SAVAŞMAYI BİL
ELBETTE
Güneş
her akşam batıp her gün doğuyorsa
Çiçekler solup solup tekrar
açıyorsa
En derin yaralar kapanıyorsa
En büyük acılar unutuluyorsa
Neden korkulur hayatta söyleyin bana
Ben neden hep aynı kalayım
söyleyin bana
Elbette bazen çiçek açıp bazen solacağım
Elbette daldan dala konup sonra
uçacağım
Elbette bazen hızla dönüp bazen
duracağım
Elbette bazen söyleyip bazen
susacağım
İnanmadım asla inanamam
Herşeyin bir sonu olduğuna
Elbette bugün ağlıyorsam yarın güleceğim
Elbette önce çekip gidip sonra
döneceğim
Candan
Erçetin
MADENCİ
Madenci sıcak bir yaz günü güneşin altında çalışırken, birden sıcağın
onu daha verimli çalışmasından alıkoyduğunu farketmiş ve o an "güneş
benim çalışmamı engelliyor. O zaman benden daha güçlü" diye düşünmüş.
Güce de çok önem verdiği için o an GÜNEŞ olmayı dilemiş
Allah'tan.
Allah, madencinin isteğini kabul etmiş ve madenci güneş
olmuş.
Bütün dünyayı ışınıyla
aydınlatmış, heryeri kavurmuş gücünü herkese göstermiş.
Fakat bir gün güneşin önüne bulut gelmiş.
Bizim madenci çok sinirlenmiş bu
işe. Çünkü bulut güneşin ışınlarını kesiyormuş ve madenci "bulut
güneşten daha güçlü ben bulut olmak istiyorum" demiş
ve o an bulut olmuş madenci.
Yağmurlar yağdırmış, seller bastırmış, şimşekler yaratmış.
Güçlü olduğu için halinden
memnunmuş.
Ama fazla uzun sürmemiş mutluluğu. Çünkü bu sefer de rüzgar
bulutu sürüklemiş ve bizim madenci yine düşünmüş ki "rüzgar bulutu
sürükleyebiliyorsa o zaman en güçlüsü rüzgar", "ben rüzgar olmak
istiyorum" demiş
ve rüzgar oluvermiş o an.
Madenci rüzgar şeklinde fırtınalar estirmiş, denizleri
coşturmuş, kasırgalar yaratmış. Ama bu seferde eserken karşısına koca
bir taş kütlesi çıkmış. Bir bakmış "bu nasıl bir şey ki benim
rüzgarımı kesiyor?" diye düşünmüş. O taş kütlesi aslında bir dağmış.
Ve Allah'tan son bir dilekte bulunmuş. Bir dağ olmayı istemiş.
Madencinin isteği kabul olmuş ve sonsuza kadar dağ olarak
yaşamaya karar vermiş. Çünkü dünyadaki en güçlü şey dağ olduğunu
düşünmeye başlamış.
Madenci dağ olarak hayatından memnun bir şekilde yaşarken
birden bir rahatsızlık hissetmiş. Bir şey içini kemiriyormuş.
Derken dağ onu rahatsız eden şeyin ne olduğunu bulmuş;
onu rahatsız eden, içini kemiren bir madenciymiş.
DEĞİŞİM
"Genç
ve hür iken, düşlerim sonsuzken, dünyayı değiştirmek isterdim.
Yaşlanıp akıllanınca, dünyanın değişmeyeceğini anladım.
Ben de düşlerimi biraz kısıtlayarak sadece memleketimi
değiştirmeye karar verdim.
Ama o da değişeceğe benzemiyordu.
İyice yaşlandığımda, artık son bir gayretle, sadece ailemi,
kendime en yakın olanları değiştirmeyi denedim.
Ama maalesef bunu kabul ettiremedim.
Madem olmayacak ozaman kendimi değiştireyim dedim.
Ve şimdi ölüm döşeğinde yatarken birden farkettim ki, önce
yalnız kendimi değiştirseydim, onlara örnek olarak ailemi de
değiştirebilirdim.
Onlardan alacağım cesaret ve ilhamla, memleketimi daha ileri
götürebilirdim.
Kim bilir, belki dünyayı bile değiştirebilirdim."
OĞLUMUN ÖĞRETMENİNE
Öğrenmesi gerekli, biliyorum; tüm insanların dürüst ve adil
olmadığını.
Fakat şunu da öğret ona; her alçağa karşılık bir kahraman,
her bencil politikacıya karşılık kendini adamış bir lider vardır.
Her düşmana karşılık bir dost olduğunu da öğret ona.
Zaman alacak biliyorum. Fakat eğer öğretebilirsen ona,
kazanılan bir doların bulunan beşinden daha değerli olduğunu öğret.
Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve hem de kazanmaktan neşe
duymayı.
Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu.
Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret ona.
Bırak erken öğrensin zorbaların görünüşte galip olduklarını.
Eğer yapabilirsen, ona kitapların mucizelerini öğret.
Fakat ona sessiz zamanlar da tanı. Gökyüzündeki kuşların,
güneşin yüzü önündeki arıların ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi
gizemini düşünebileceği.
Okulda hata yapmanın hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu
öğret ona.
Kendi fikirlerine inanmasını öğret, herkes ona yanlış
olduğunu söylediğinde dahi.
Nazik insanlara karşı nazik, sert olanlara karşı da sert
olmasını öğret ona.
Herkes birbirine takılmış bir yönde giderken, kitleleri
izlemeyecek gücü vermeye çalış oğluma.
Tüm insanları dinlemesini öğret ona. Fakat tüm dinlediklerini
gerçeğin eleğinden geçirmesini ve sadece iyi olanları almasını da
öğret.
Eğer yapabilirsen, üzüldüğünde bile nasıl gülümseyeceğini
öğret ona.
Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret.
Herkesin sadece kendi iyiliği için çalıştığına inananlara
dudak bükmesini öğret ona ve aşırı ilgiye dikkat etmesini.
Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını,
fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret.
Uluyan bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret
ona. Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa dimdik dikilip
savaşmasını öğret.
Ona nazik davran, fakat onu kucaklama. Çünkü ancak ateş
çeliği saflaştırır.
Bırak sabırsız olacak kadar cesarete sahip olsun.
Bırak cesur olacak kadar sabrı olsun.
Ona her zaman kendisine karşı derin bir inanç taşımasını
öğret. Böylece insanlığa karşı da derin bir inanç taşıyacaktır.
Bu büyük bir taleptir, ne kadarını yapabilirsen bir bak
bakalım.
O, ne kadar iyi, küçük bir insan. Oğlum.
Abraham
Lincoln
(Oğlunun öğretmenine yazdığı mektuptan alınmıştır
EĞER
Eğer,
herkes kendini kaybedip seni suçladığı zaman,
sen soğukkanlığını koruyabilirsen;
Eğer, herkes senden kuşkulandığında
sen kendine güvenip tüm şüpheleri
hoşgörüyle karşılayabilirsen;
Eğer, sabırla bekleyebilir ve beklemekten yorulmazsan;
ya da iftiraya uğradığında yalana
yalanla karşılık vermezsen
ve kin tutana kin duymazsan;
Eğer, düşlere kapılmadan düş kurabilir;
düşünebildiğin halde
düşüncelerinin kölesi olmazsan
ve aynı zamanda ne çok uysal olup
ne de çok akıllıca bir tavırla
konuşmazsan;
Eğer, ne kazandım diye sevinir,
ne yıkıldım diye yerinir,
ikisini de karşılayıp
yüzleşebilirsen
ömür verdiğin şeylerin yıkılışını
seyredebilir
ve yine onu kurmaya çalışırsan;
Eğer, iş işten geçtikten sonra da yüreğini ve bedenini
seferber edip
herkesin vazgeçtiği noktada sen
amacına yönelebilirsen;
Eğer, herkes ile birlikte olur da, erdemli kalabilirsen
ya da krallarla dolaştığın bir
durumda,
gururlanıp benliğini ve dostlarını
unutmazsan;
Eğer, ne sevgili dostların, ne de düşmanların seni incitmezse
ve kimseyi hem küçümsemez,
hem de kimseye bağımlı olmamayı
başarabilirsen;
Eğer, her günün her saatini,
her dakikanın her saniyesini iç
rahatlığıyla yaşabilirsen,
bütün dünya senin olur
ve o zaman artık
"ADAM"
olduğunu düşünebilirsin....
GÜNÜN MENÜSÜ
Bir
ölçü "Günaydın"
İki ölçek "İyi Günler"
Birazcık "İlgi"
Bir tutam "Anlayış"
Normal ölçüde "Nezaket"
Bir tatlı kaşığı "Tolerans"
Malzemeyi iç dünyanızdan alın
Yıkamaya gerek yok tertemizdir
Gönül teknenizde yavaşça
karıştırın
Kokusu her yanınıza sinince
İçine duygu şerbeti ekleyip
karıştırın
Karışımı hayat tabağının üzerine
yavaşça boşaltın
Üstünü sevgi marmelatı ile
süsleyin
Gökkuşağının renginden bir kaç
parça serpiştirin
Gün boyunca afiyetle yiyin
Sadece kendiniz yemeyin
Herkese verin...
Yemeğin adı: İNSANLIK
MUTLULUK REÇETESİ
İnsanlar bana hep "daha çok mutlu olmanın yollarını" sorar, hani
neredeyse bir reçete isterler. Genel geçer bir mutluluk reçetesinin
imkansızlığını anlatmaya çalıştığımda da, onları önemsemediğimi
düşünüp kızarlar ya da bilgiyi kendime saklamakla suçlarlar.
Baskılara daha fazla dayanamıyor ve bazı basit kuralları
reçeteleştiriyorum, işte sizin için. Kurallar çeşitli kitaplardan
öğrendiklerimin ve deneyimlerimin neticesinde oluşmuştur. Tamamının
özgün olmadığını söylemeliyim.
Apache Kabilesi'ne ait atasözünün açıklayış biçimiyle,
öğreniyorum ben de sizler gibi;
"Baykuş gibi sabırlı bir seyirci olmayı öğrendik.
Kargadan zeki olmayı öğrendik.
Kendisinden on kat büyük baykuşu
arazisinden atmak için,
durmaksızın mücadele veren
alakargadan, cesareti öğrendik.
Fakat hepsinden önce, öğretmenimiz
olarak iskete kuşu gelir.
Çünkü onun, boyun eğmez bir ruhu
vardır."
Gelelim reçetemize:
1. "Sadece kendi davranışlarınızı kontrol edebilirsiniz,
diğerlerinin değil" gerçeğini, tartışmasız kabul edin.
2. Kimse size istemediginiz bir şeyi yaptıramaz, sizin de
diğerlerine yaptıramayacağınız gibi. Başkalarını kontrol etme isteğini
ve bu istek için harcadığınız enerjiyi kendinize yönelttiğinizde,
yapabilme gücünüz ve özgürlüğünüz artar; ancak özgürlüğün de bir
bedeli olduğunu unutmayın.
3. Özgürlüğünüze ait istekleriniz, diğerlerinin hak alanına
girdiğinde, çatışma yaratır. Bu yüzden isteklerinizin, diğer kişinin
hangi alanına girdiğine ve ne anlam ifade ettiğine dikkat edin. Laf
olsun diye istemeyin. Bedelini ödeyemeyecekseniz dile getirmeyin.
4. Ne kadar büyük ve acı verici olursa olsun, sorunu kabul
edip, yüzleşin. Üzüntüyü çekmeden, çözüm üretip güçlenmeniz mümkün
değildir. Sakinleşin, önceliklerinizi belirleyin ve düzenleyip,
yapılandırın.
5. Geçmişe saplanıp kalmayın; değiştiremeyecekleriniz için
yanıp yakılmak ve pişmanlık duymak faydasızdır. Şu andan sonrasına
etki edebileceğinizi farkedin. Hatalarınızı ve nedenlerini bulup,
yolunuza devam edin.
6. Sevgi, huzur, paylaşım, gevşeme gibi ihtiyaçlarınızı
reddetmeyin. Koşullar gereği şu anda karşılayamıyorsanız,
yapabildiğiniz kadarını gerçekleştirin.
7. Esneme ve uyum yeteneklerinizi geliştirin. Katı
prensipleri olmak, kişilik gücüne işaret etmez. Temel özelliklerinizi
koruyarak, gelişime açık olun ve gelişimin getireceği değişimlerden
korkmayın. Sevdiğiniz insanların da gelişimi için fırsat tanıyın;
korkularınızı kontrol altına alın.
8. Hareket alanınızı geniş tutun. Birey olma haklarınızı
kullanacağınız alanın büyüklüğü, kendinize duyduğunuz güveni
artıracaktır. Uğraşlar, hobiler, farklı arkadaşlar, bakış alanınızı
genişleteceği gibi, kişisel gücünüzün artmasına etki edecektir.
9. Zaafsız insan yoktur. Neler olduğunu belirleyin. Bu
zaaflara yönelik durum, duygu, düşünce vb. ile karşılaştığınızda, her
zamankinden daha dikkatli olun.
10. Olumsuz özelliklerinizi görmede gösterdiğiniz
hassasiyeti, olumlu özelliklerinizi görmek için de kullanın, ama
kantarın topuzunu kaçırmayın.
Reçete daha uzar gider, ama temel kurallar bunlar.
Kuralları zaten daha önce
farkettiğiniz halde
uygulamada problemlerle
karşılaşıyor ya da
okuduktan sonra zorluk
yaşıyorsanız,
bir profesyonelin yardımına
ihtiyaç duyuyorsunuz demektir.
Son söz yine bir kızılderili atasözü olsun mu?
"Soruyu yüreğine sor, cevap da
yürekten gelecektir".
ZAMAN AYIR
ÇALIŞMAK İÇİN ZAMAN AYIR
Bu, başarının bedelidir.
DÜŞÜNMEK İÇİN ZAMAN AYIR
Bu, kudret ve kuvvetin kaynağıdır.
EĞLENMEK İÇİN ZAMAN AYIR
Bu, genç kalmanın sırrıdır.
OKUMAK İÇİN ZAMAN AYIR
Bu, bilginin temelidir.
İBADET İÇİN ZAMAN AYIR
Bu, yücelmenin yoludur.
BAŞKALARINA YARDIM VE
ARKADAŞLARDAN HOŞLANMAK
İÇİN ZAMAN AYIR
Bu, mutluluğun kaynağıdır.
SEVMEK İÇİN ZAMAN AYIR
Bu, hayatın kutsallıklarından
biridir.
HAYAL KURMAK İÇİN ZAMAN AYIR
Bu, ruhu yıldızlara eriştirir.
GÜLMEK İÇİN ZAMAN AYIR
Bu, hayatın yükünü hafifleten bir
boşanıştır.
PLAN YAPMAK İÇİN ZAMAN AYIR
Bu, ilk dokuz şeyi yapabilmek için
gereken zamana sahip olmanın
sırrıdır.
DERVİŞ KAŞIKLARI
Bir
gün sormuşlar ermişlerden birine;
"Sevginin sadece sözünü edenlerle,
onu yaşayanlar arasında ne fark
vardır?"
"Bakın göstereyim" demiş ermiş.
Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak
onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi
oturmuşlar yerlerine.
Derken tabaklar içinde sıcak
çorbalar gelmiş ve
arkasından da derviş kaşıkları
denilen bir metre boyunda kaşıklar.
Ermiş; "Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz"
diye bir de şart koymuş.
"Peki" demişler ve içmeye teşebbüs etmişler.
Fakat o da ne?
Kaşıklar uzun geldiğinden
bir türlü döküp saçmadan
götüremiyorlar ağızlarına.
En sonunda bakmışlar
beceremiyorlar,
öylece aç kalkmışlar sofradan.
Bunun üzerine, "Şimdi..." demiş ermiş,
"Sevgiyi gerçekten bilenleri
çağıralım yemeğe."
Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı
insanlar
gelmiş oturmuş sofraya bu defa.
"Buyrun" deyince
her biri uzun boylu kaşığını
çorbaya daldırıp,
sonra karşısındaki kardeşine
uzatarak içmişler çorbalarını.
Böylece her biri diğerini doyurmuş
ve
şükrederek kalkmışlar sofradan.
"İşte" demiş ermiş,
"Kim ki hayat sofrasında yalnız
kendini görür ve
doymayı düşünürse o aç kalacaktır.
Ve kim kardeşini düşünür de
doyurursa
o da kardeşi tarafından
doyurulacaktır.
Şüphesiz şunu da unutmayın.
Hayat pazarında alan değil
veren kazançlıdır her zaman..."
ÜÇ İNSAN
Bir
fıçının içine bir karınca düşmüş.
Bir insan gelmiş, fıçının başına,
karıncayı görmüş,
"Ne işin var senin burada?", demiş
ve
karıncayı ezmiş, yok etmiş.
Bir fıçının içine bir karınca düşmüş.
Bir insan gelmiş, fıçının başına,
karıncayı görmüş,
"Kimseye zararın yok sevimli
hayvan,
haydi fıçıda yaşamaya devam et",
demiş.
Bir fıçının içine bir karınca düşmüş.
Bir insan gelmiş, fıçının başına,
karıncayı görmüş,
Bir kaşık şeker serpmiş fıçının
içine.
Bu üç insan kimdir?
Birincisinin adı; BENCİL
İkincisini; HOŞGÖRÜ, diye çağırıyorlar
Üçüncü mü? O, SEVGİ, işte!.....
KÜÇÜK İSTAVRİT
Küçük
istavrit yiyecek bir şey sanıp
Hızla atıldı çapariye
Önce müthiş bir acı duydu
dudağında
Gümbür gümbür oldu yüreği
Sonra hızla çekildi yukarıya
Aslında hep merak etmişti
Denizlerin üstünü
Neye benzerdi acep gökyüzü
Bir yanda büyük bir merak
Bir yanda ölüm korkusu
"Dudağı yarıklar " denir, şanslıdır onlar
Hani görüpte gökyüzünü, insanı
oltadan son anda kurtulanlar
Ne çare balıkçının parmakları
hoyratça kavradı onu
Küçük istavrit anladı yolun sonu
Koca denizlere sığmazdı yüreği
Oysa şimdi yüzerken
Küçücük yeşil leğende
Cansız uzanıvermiş dostlarına
Değiyordu minik yüzgeci
İnsanlar gelip geçtiler önünden
Bir kedi yalanarak baktı gözünün
içine
Yavaşça karardı dünya
Başı da dönüyordu
Son bir kez düşündü derin maviyi
Beyaz mercanı bir de yeşil yosunu
İşte tam o anda eğilip aldım onu
Yürüdüm deniz kenarına
Bir öpücük kondurdum başına
İki damla gözyaşından ibaret
Sade bir törenle saldım denizin
sularına
Bir an öylece bakakaldı
Sonra sevinçle dibe daldı
Gitti, tüm kederimi söküp atarak
Teşekkürü de ihmal etmemişti
Bir kaç değerli pulunu elime
avuçlarıma bırakarak
Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme
Sorar gibiydiler neden yaptın bunu
niye?
"Bir gün" dedim, "bulursam kendimi
Yeşil leğendeki küçük istavrit
kadar çaresiz,
son ana kadar hep bir umudum olsun
diye"
Dr. Serdar Sıralar
KAVANOZDAKİ TAŞLAR
Zamanın iyi ve üretken olarak kullanımı konusunda zaman zaman kurslar
düzenleniyor. İşte bu kurslardan birinde zaman kullanma uzmanı
öğretmen, çoğu hızlı mesleklerde çalışan öğrencilerine, "Haydi, küçük
bir deney yapalım" demiş.
Masanın üzerine kocaman bir kavanoz koymuş. Sonra bir
torbadan irice kaya parçaları çıkarmış, dikkatle üst üste koyarak
kavanozun içine yerleştirmiş.
Kavanozda taş parçası için yer kalmayınca sormuş; "Kavanoz
doldu mu?"
Sınıftaki herkes, "Evet, doldu" yanıtını vermiş.
"Demek doldu ha" demiş hoca. Hemen eğilip bir kova küçük
çakıl taşı çıkartmış, kavanozun tepesine dökmüş. Kavanozu eline alıp
sallamış, küçük parçalar büyük taşların sağına soluna yerleşmişler.
Yeniden sormuş öğrencilerine; "Kavanoz doldu mu?"
İşiin sanıldığı kadar basit olmadığını sezmiş olan
öğrenciler; "Hayır, tam da dolmuş sayılmaz" demişler.
"Aferin" demiş zaman kullanım hocası. Masanın altından bu kez
de bir kova dolusu kum çıkartmış. Kumu kaya parçaları ve küçük
taşların arasındaki bölgeler tümüyle doluncaya kadar dökmüş.
Ve sormuş yeniden; "Kavanoz doldu mu?"
"Hayır dolmadı" diye bağırmış öğrenciler.
Yine "Aferin" demiş hoca. Bir sürahi su çıkarıp kavanozun
içine dökmeye başlamış.
Sormuş sonra; "Bu gördüklerinizden nasıl bir ders
çıkardınız?"
Atılgan bir öğrenci hemen fırlamış; "Şu dersi çıkarttık.
Günlük iş programınız ne kadar dolu olursa olsun, her zaman yeni işler
için zaman bulabilirsiniz."
"O da doğru ama" demiş zaman kullanma hocası; "Çıkartılması
gereken asıl ders şu; Eğer büyük taş parçalarını baştan kavanoza
koymazsanız daha sonra asla koyamazsınız."
Ve ardından herkesin kendi kendisine sorması gereken soruyu
sormuş;
"Hayatınızdaki büyük taş parçaları
hangileri,
onları ilk iş olarak kavanoza
koyuyor musunuz?
Yoksa kavanozu kumlarla ve suyla
doldurup
büyük parçaları dışarıda mı
bırakıyorsunuz?"
KORKU
İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği
için.
Düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu
için.
Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermediği için.
Ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için.
Ve yaşamaktan korkuyor, kendisi için değil, başkalarına göre
yaşadığı için.
William Shakespeare
BAŞARI, ZENGİNLİK, SEVGİ
Alışverişe gitmek üzere evden çıkan bir kadın,
kapısının karşısındaki kaldırımda
oturan
bembeyaz sakallı üç yaşlıyı
görünce önce duraksadı,
sonra onları, tüm içtenliğiyle
evine davet etti;
"Burada böyle oturduğunuza göre,
üçünüz de kesinlikle acıkmış
olmalısınız", dedi.
"Lütfen içeri gelin, size yiyecek
bir şeyler hazırlayayım."
Üç yaşlıdan biri, kadına,
eşinin evde olup olmadığını sordu.
Kadın, eşinin biraz önce çıktığını,
şu anda evde olmadığını söyledi.
Yaşlı adam, başını iki yana salladı;
"Eşiniz evde değilse, biz de
davetinizi kabul edemeyiz", dedi.
Akşam eşi geldiğinde kadın
karşı kaldırımdaki yaşlı adamlarla
arasında geçen konuşmayı anlattı.
"Senin evde olmadığını öğrenince,
içeri girmek istemediler", dedi.
Yaşlı adamların bu davranışlarını öğrenince,
kadının eşi üzüldü.
"Bir bakıversene dışarı", dedi.
"Hâlâ oradalarsa, şimdi davet
edebilirsin eve."
Kadın kapıyı açar açmaz,
karşı kaldırımdaki bembeyaz
sakallı üç yaşlıyla yeniden karşılaştı.
"Eşim geldi, şimdi evde" dedi ve
onlara davetini yineledi;
"Yemeğimizi birlikte yemek için
sizi şimdi davet edebilir miyim
evimize?"
Kadının davetine yaşlılardan biri yanıt verdi;
"Biz hiçbir eve üçümüz birlikte
gitmeyiz", dedi.
Ve kısa bir duraksamadan sonra, bir açıklama yaptı;
"Sağ yanımdaki bu arkadaşımın adı,
Zenginlik'tir.
Bu yanımda oturan arkadaşımın adı
Başarı,
benim adım ise Sevgi'dir.
Kendini ve arkadaşlarını tanıttıktan sonra Sevgi,
kadına ilginç bir öneride bulundu;
"Şimdi evinize gidin ve eşinizle
başbaşa verip,
bir karara varın", dedi.
"İçimizden sadece birimizi davet edebilirsiniz evinize.
Hangimizi davet etmek istediğinize
karar verin,
sonra gelin, kararınızı bize
bildirin."
Kadın, Sevgi'nin önerisini eşine anlattığında,
adam sevinçten göklere fırladı.
"Aman ne güzel, ne güzel", dedi.
"Hangisini davet edeceğimizi bize
bıraktıklarına göre,
biz de içlerinden Zenginlik'i
davet ederiz ve
evimiz de bir anda Zenginlik'e
kavuşmuş olur."
Eşinin kararı, kadının hiç de hoşuna gitmedi.
"Başarıyı davet etsek,
daha mantıklı bir karar vermiş
olmaz mıyız,
kocacığım?",dedi.
Kayınvalidesiyle, kayınpederinin bu konuşmasına,
içerideki odada bulunan gelinleri
de kulak misafiri olmuştu.
Koşarak içeri girdi ve o da kendi önerisini söyledi;
"En doğru karar, Sevgi'yi davet
etmek değil midir?", dedi.
"Düşünsenize, evimiz bir anda
Sevgi'ye kavuşacak"
Gelinin bu önerisi, kayınpederin de, kayınvalidenin de çok
hoşlarına gitti.
"Tamam, en doğru karar bu olacak"
dediler.
"Sevgi'yi davet edelim..."
Kadın kapıyı açtı ve üç yaşlıya birden sordu;
"İçinizde hanginiz Sevgi'ydi?"
"Onu davet etmeye karar verdik.
Lütfen buyursun..."
Sevgi ayağa kalktı, eve doğru yürümeye başladı.
Arkadaşları da ayağa kalktılar ve
Sevgi'nin arkasından, onlar da eve
doğru yürümeye başladılar.
Kadın, büyük bir şaşkınlık ve heyecan içinde,
Zenginlik'le Başarı'ya sordu;
"Siz niçin geliyorsunuz?,
Ben yalnız Sevgi'yi davet
etmiştim."
Kadının bu sorusuna, üç yaşlı birlikte yanıt verdiler;
"Eğer içimizden yalnız Zenginlik'i ya da Başarı'yı
davet etmiş olsaydınız,
davet edilmeyen ikimiz dışarıda
bekleyecektik"
"Fakat siz Sevgi'yi davet ettiniz.
Bu durumda üçümüz birden gelmek
zorundayız evinize."
Ve kadının "Niçin?" diye sormasını beklemeden,
Zenginlik ve Başarı sözlerini
şöyle sürdürdüler;
"Çünkü Sevgi'nin olduğu her yerde,
biz Zenginlik ve Başarı da her
zaman,
onun yanında oluruz."
NE OL, NE OLMA
İtil,
atıl ama SATILMA!
Doğrul, devril ama EĞİLME!
Seslen, uslan ama YASLANMA!
Yaklaş, konuş, tanış ama UZAKLAŞMA!
Okumaktan zarar gelmez ama LANET OKUMA!
Zulmü devir, nefsi devir ama ÇAM DEVİRME!
Ev al, araba al, abdest al ama BEDDUA ALMA!
Rakibini geç, sınıfını geç ama GÜLÜP GEÇME!
Elini aç, gözünü aç, kapını aç ama AĞZINI AÇMA!
Hedefe koş, cihada koş, yardıma koş ama ORTAK KOŞMA!
Davet et, hayret et, af et, tövbe et ama İHANET ETME!
Fidan büyüt, garip doyur, çocuk besle ama KiN BESLEME!
Satıcı ol, alıcı ol, kalıcı ol, bulucu ol ama BÖLÜCÜ OLMA!
Eşini beğen, işini beğen, aşını beğen ama KENDİNİ BEĞENME!
Emek ver, kulak ver, bilgi ver ama hiç bir zaman BOŞ VERME!
Günlerini say, servetini say, büyüklerini say ama YERİNDE
SAYMA!
Paranı ver, gönlünü ver, selam ver, canını ver ama SIRRINI
VERME!
EN İYİ HABER
Arjantin'li ünlü golfçü Robert de Vincenzo,
yine bir turnuvayı kazanmış,
ödülünü alıp kameralara poz vermiş
ve
kulüp binasına gidip oradan
ayrılmak üzere hazırlanmıştı.
Bir süre sonra binadan çıkıp otoparktaki arabasına yürürken
yanına bir kadın yaklaştı.
Kadın başarısını kutladıktan sonra
ona çocuğunun çok hasta ve ölmek
üzere olduğunu anlattı.
Zavallı kadının hastane
masraflarını ödemesi olanaksızdı.
Kadının anlattığı öykü De Vincenzo'yu çok etkilemişti,
hemen cebinden bir kalem çıkarttı
ve
turnuvadan kazandığı paranın bir
miktarını yazdı çek defterine.
Çeki kadının eline sıkıştırırken de ona;
"Umarım bebeğinin iyi günleri için
harcarsın" dedi.
Ertesi hafta kulüpte öğle yemeği yerken,
Profesyonel Golf Derneği'nin bir
görevlisi yanına gelerek;
"Otoparktaki görevli çocuklar
geçen hafta turnuvayı kazandıktan sonra
yanınıza bir kadının geldiğini ve
onunla konuştuğunuzu söylediler
bana" dedi.
De Vincenzo evet anlamında başını salladı.
"Evet" dedi görevli, "Size bir haberim var.
O kadın bir sahtekardır.
Üstelik hasta bir çocuğu da yok.
Sizi fena halde kandırmış
arkadaşım."
De Vincenzo; "Yani ortada ölümü bekleyen bir bebek yok mu?"
dedi.
"Hayır, yok" dedi görevli.
"İşte bu, bu hafta duyduğum en iyi haber" dedi, De Vincenzo.
ANNE
SEVGİSİ
Küçük
oğlu annesine geldi ve ona kağıdı uzattı.
Annesi ellerini önlüğüne
kuruladıktan sonra kağıdı okumaya başladı;
Çimleri biçtiğim için 5 dolar
Odamı temizlediğim için 1 dolar
Alışverişe gittiğim için 50 sent
Küçük kardeşime baktığım için 25
sent
Çöpü attığım için 1 dolar
İyi bir karne getirdiğim için 5
dolar
Bahçeyi temizlediğim için 2 dolar
---------------------------
Toplam borç 14 dolar, 75 sent
Anne, umutla kendisine bakan oğulun elinden kağıdı aldı
ve kağıdın arka yüzüne şunları
yazdı;
Seni 9 ay karnımda taşıdım BEDAVA
Hasta olduğunda başında bekledim,
elimden geleni yaptım,
senin için dua ettim BEDAVA
Yıllar boyu değişik nedenlerle
senin için gözyaşı döktüm BEDAVA
Senin için geceler kaygı duyup,
uykusuz kaldım BEDAVA
Oyuncaklarını topladım, yemeğini
hazırladım
giysilerini yıkadım, ütüledim
BEDAVA YAVRUM
ve bunların hepsini topladığın zaman
gerçek sevginin bedelinin
olmadığını görürsün,
bedavadır çünkü...
Oğul annenin yazdıklarını okuyunca gözleri doldu.
Annesine baktı, "Anneciğim seni seviyorum" dedi
ve kalemi alarak bu kağıda
"HEPSİ ÖDENMİŞTİR" yazdı
Adams'tan çeviren Gülden Tümer
ARKADAŞLIK
Kötü
karakterli bir genç varmış.
Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba vermis.
"Arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman
her sefer bu tahtaperdeye bir çivi çak" demis.
Genç, birinci (ilk) günde tahtaperdeye 37 çivi çakmış.
Sonraki haftalarda kendi kendini kontrol etmeye çalışmış
ve geçen her günde daha az çivi çakmış.
Nihayet bir gün gelmiş ki hiç çivi çakmamış.
Babasına gidip söylemiş.
Babası onu yeniden tahtaperdenin önüne götürmüş.
Gence, "Bugünden başlayarak tartışmayıp kavga etmediğin her gün için
tahtaperdeden bir çivi çıkart (sök)" demiş.
Günler geçmiş. Bir gün gelmiş ki her çivi çıkarılmış.
Babası ona, "Aferin iyi davrandın ama bu tahtaperdeye
dikkatli bak.
Artık çok delik var.
Bundan sonra geçmişteki gibi güzel olmayacak
Arkadaşlarla tartışıp kavga edildiği zaman kötü kelimeler söylenilir.
Her kötü kelime bir yara (delik) bırakır.
Arkadaşına bin defa kendisini affettiğini söyleyebilirsin
ama bu delik aynen kalacak (kapanmayacak).
Bir arkadaş ender bir mücehver gibidir.
Seni güldürür yüreklendirir.
Sen ihtiyaç duyduğunda yardımcı olur.
Seni dinler sana yüreğini açar" demiş.
Bu hafta arkadaşlık haftasıdır.
Sen de arkadaşlarına bu adresi gönder.
Sana gönderene bile gönder.
Elektronik posta sana döndüğü zaman ne kadar arkadaşın var
öğreneceksin.
Sana iyi bir arkadaşlık haftası diliyorum.
Senin tahtaperdene koyduğum çivi için beni affet.
İtalyancadan
çevrilmiştir.
|
ilgi İşlem Ekibi
bilgi@bursapianalitik.com
|
|